Çağ mı atladık, yoksa Titanik batıyor mu?

Yıllardır Dursunbey’i konuşur, Dursunbey’i tartışırız. Aslında bütün temenniler, bütün dilekler Dursunbey’in daha iyi olması, daha fazla gelişmesi yönündedir. Ancak Dursunbey’i yönetenler, yöneticiliği öyle benimsemişlerdir ki, halkın görüş ve düşüncelerini “halk bilmez, her şeyi biz daha iyi biliriz” havasında dikkate almazlar ve kafalarına göre takılmaya devam ederler.

Yerel yönetimlerde belediyeler o yörelerin lokomotif görevini üstlendikleri için de doğal olarak “hizmet arz-taleplerinde” halk belediyeleri muhatap görür ve her türlü arz ve talebini bu makamlara yöneltir.

Her yörenin beklentileri ve aktiviteleri farklıdır. Örneğin bir sahil kasabasında sahilin güzelleştirilmesi istenirken, dağ kasabasında ‘neden kayak merkezimiz yok’ soruları gündem oluşturur.

Dursunbey’in dününü, bugününü ve yarınını gözlemlediğimizde ise, Dursunbey’in arz-talep dengeleri doğal olarak kendine özgüdür.

Dursunbey’in gidişatından kimler şikayetçidir? Öncelikle bu soruya cevap aramaya çalışalım ve öncelikle de bilinen isimler üzerinde beyin jimnastiği yapalım.

Örneğin müteahhit Hüseyin Bıldır, Kardelen inşaat, Varol inşaat, Turhanlar, Sincanlı, Mustafa Korkmaz, BİM, A101, Göktem temizlik şirketi şikayetçi olabilir mi? (İsimler sembolik olarak kullanılmıştır)

Veya Kaymakam, Orman İşletme müdürleri, Devlet hastanesi başhekimi, Vergi Dairesi müdürü, Malmüdürü, Nüfus Müdürü vb. makam sahipleri acaba Dursunbey’in gidişatından şikayetçi olabililer mi?

Veya etrafınıza dikkatlice bakın Dursunbey’in gidişatından kimler şikayet ediyor, kimler etmiyor veya kimler sessiz kalmayı tercih ediyor?

Birilerine göre Dursunbey çağ atlıyor… Birilerine göre ise Dursunbey batıyor…

Bunun ortası var mı? Yani “eh idare eder işte” diyeni hiç duydunuz mu?

 “Çağ atlıyor” diyenler yeni yeni yapılan binaları örnek göstererek, “Dursunbey modernleşti” iddiasındalar…

 “Batıyor” diyenler ise Dursunbey’deki göç rakamalarını ortaya koyarak, bu göçlerin durmasını istiyorlar.

Bu işin ortası yok… Ya bu deveyi güdücen, ya bu diyardan gidicen…

Tuzu kuru olanlar ve bir yerlere rantiye tesisleri kuranların hiçbirinden “Dursunbey’in gidişatı konusunda” tek bir görüş veya düşünce duymadım dersem, yalan olmaz. Size ya şekerinden, ya tansiyonundan bahsederler. Oda  olmazsa, size “ne olacak bu Suriye’nin hali” masalını anlatırlar.

Belediyenin siyasi cephesi, Dursunbey’in 50 yıl ileriye gittiğini, Dursunbey’in bütün sorunlarının çözüldüğünü, Dursunbey’in kıskanılacak ve imrenilecek bir kasaba haline geldiğini yandaş medya aracılığı ile bangır bangır bağırmaktadır. Şimdi aksini söylesen, seni düşman bellerler, kin tutarlar… O yüzden onların her söylediklerine kafa sallamak zorundayız.

Bu ilçede görüş ve düşünce beyan etmek, hele hele aykırı ve muhalif görüş ve düşünce açıklamak için adamda mangal gibi yürek olması lazım. O da biz de şahsen yok. Siz de varsa, size helal olsun derim.

Dursunbey’e yapılan her türlü hizmet beğenilir ve takdire şayandır ve bugüne kadar Dursunbey’e yapılabilen hiçbir hizmete, hiçbir kimse “istemezük” dememiştir. Ama buna karşın Dursunbey’in geleceği üzerine pek sağlıklı adımlar atılmamıştır.

Dursunbey’e yapıldığı söylenen hizmetleri tek tek masaya yatırıp herkes ile tartışabiliriz. Amacımız tartışmak veya yapılanlara “tukaka” demek değildir.

Amacımız; gurbete gönderdiklerimizin ardından timsah gözyaşı bile dökmeyen, kendilerine göre kurdukları ağalık düzeninin içinde saltanat süren vicdansızlara birkaç kelam etmektir.

Daha çok mülk, daha çok servet, daha çok mevki-makam, daha çok iktidar, daha çok bencillik duygusu için de “ölen ölür, kalan sağlar bizimdir”, “Parasız adamın dünyada işi ne, ölüversin” diyenleredir sözümüz…

Ara sıra Dursunbey şehir mezarlığına uğrayın, ölüleri ziyaret edin.

Kimi duayı, kimi mezarına tükürülmeyi hak ediyor!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.