Elveda İstasyon mahallesi… Aşk olsun, kalbimi kırdın!

Bu bir İstasyon Mahallesi hikayesidir…

Orman işletmelerinin önünden İstasyon yoluna (yaya olarak) koyulduğunuzda önce sol, sonra sağ viraj ile karşılaşırsınız. Siz ilerken virajlar da sizlerle birlikte ilerler. Sağ tarafınız genellikle ormanlarla kaplı yamaçlardır. Sol tarafınız ise genellikle uçurumdur.

MYO’na ve eski İstasyon yoluna ayrılan yolu geçtikten sonra ileride Çardaklı çeşme olarak bilinen çeşme karşılar sizi bir virajda. Suyu boldur ve gür akar. Suyunuzu içer, az soluklanır ve yolunuza devam edersiniz. Toplam 7 km.dir ama onlarca viraj geçtiğinizin farkına bile varmazsınız.

Son viraja girmeden önce altından dere akan bir köprüyü geçersiniz. Şehir kanalizasyonunun da karıştığı bu dere (kış aylarında çok gür ve hızlı akar) kıvrıla kıvrıla ilerler ve ileride bir yerlerde önce Teke dere ile, ardından Beyel deresi ile kucaklaşır, hasret giderir. Seyri güzeldir bu derenin.

dursunbey istasyon1

İstasyon mahallesine varırken son virajda eskimiş bir bekleme durağı karşılar sizi. İçine birileri tebeşir ile “mahrumiyet bölgesi” diye not düşmüşler. Yakınlardan köpek sesleri gelir. Az ilerlersiniz, ilk viran bina sizi adeta hoş geldiniz diye selamlar. Yanında köy fırına da vardır, bina gibi kaderine terkedilmiş. Islık çala çala ilerlerken, torun gezdirmekte olan berber M. Ali ile karşılaşırsınız. “Abi gel çay-kahve içelim” diye davet etse de, selam, sabah, hal-hatırdan sonra “durmak yok, yola devam” diyerek yolunuza devam edersiniz.

En son hafif bir kıvrımı geçerek İstasyon mahalle merkezine “merhaba” derken, burnunuza hayvan gübresi gelmeye başlar. “Bu ne ola ki?” diye meraklanırken az ileride demiryolunun kenarındaki hayvan damlarını fark edersiniz. Bahçelerdeki tavuklar, ördekler, ana yoldaki kaz grupları size görsek keyif verir. Doğal hayat, otantik ortam, köy tavukları, kazlar, ördekler. Her şey çok orjinaldir.

İstasyona gidip de arkadaşlara uğramamak olmaz. Arif’in yerinde çay içiyor, az laflıyoruz. Mahallenin son durumları hakkında bilgiler alıyoruz. “Bitik abi. Eski havası, canlılığı yok. Bu işin sonu nereye varır bilemiyoruz” diye içimizi karartıyor. Düşünüyoruz: Eskiden İstasyon mahallesi yerel seçimlerde siyasilerin uğrak yeri ve siyasi olarak kilit bir mahalleydi. Mahallede sözü geçenlere (tüm adaylar tarafından) sabahlara kadar içki ikram edilir, gönülleri hoş tutulurdu. Demek ki İstasyon mahallesi artık bu özelliğini ve ağırlığını kaybetmişti.

dursunbey istasyon2

Arif’in yanından ayrılıyoruz, ver elini eski ORÜS kereste fabrikasına… Anayol kenarında “arkadaşımız eşek”e rastlıyoruz, selamlaşıyoruz. Bizim selamımıza anırarak cevap veriyor. Eşek işte, ne yapacaksın, hoş göreceksin! Demiryolu geçidine varmadan genellikle 43 plakalı, göçebelere ait araçlar görüyoruz. Göçebe kadınlar evlerinin bahçelerinde leğende çamaşır yıkıyorlar, yüksek sesle muhabbet ederekten. Birkaç göçebe çocuğu kendi aralarında oyunlar oynuyorlar çocukça. Hemzemin geçide vardığımızda “veresiye satan adam” modunda karşımızda duruyor ORÜS… Hatıralarımız bir film şeridi gibi geçiyor gözlerimizin önünden (Film şeridi gibi benzetmesini yaptık, aslında öyle olmadı, belki de bize öyle geldi.)

Testere sesleri yankılanırdı bir zamanlar buralarda. Koşuşturan, çalışan insanlar vardı. Mühendis Kadir abinin az mı muhabbetlerini dinlemiştik buralarda. Güzel yemekhanesi, güzel lojmanları vardı. Ne ağır abileri, ne siyasileri ağırlamıştı bu tesisler. Her yer perişanlık, yürek parçalayıcı. Danışma bölümüne mal sahibi “Satılık Kiralık Arsa” diye kartondan ilan yapıştırmış. “Burada bir iş olur ama ne” diye aklımızdan geçiriyoruz. Önündeki estetik mimariye sahip çeşmeden su içiyoruz. Suyu hala soğuk ve tatlı.

“Bana ne lan alemin malından, mülkünden” diyerek ayrılmamız lazım normalde ama ORÜS ilk satıldığında yeni mal sahibi fabrikayı devir almaya geldiğinde işçiler fabrikanın girişine büyük bir ateş yakmışlar, kapıları zincirlemişler ve yetkilileri içeri sokmayarak eylem yapıyorlardı. O gün, bizzat oradaydık. O günün kaymakamı Seddar Yavuz’un iknaları ile kapılar açılmış ve içeride devir-teslim töreni yapılmıştı. O günlerin hatırı vardı hatıralarımızda belki o yüzden “Bana ne ya” diyemedik.

İçimizde tuhaf bir gariplik ve yalnızlık, dönüyoruz. Göçebe kadınlar hala çamaşır yıkamaya devam ediyorlar, çocuklar da oyunlarına. Tren garının yanından geçerken “Bu gar da olmasa” diye kendimizce teselli buluyoruz. Buradan yan yola sapıyoruz. Eskiden buralarda kereste imalathaneleri cayır cayır üretim yaparlardı, kereste istifleri ayrı bir renk katardı İstasyon mahallesine. Şimdi derin bir sessizlik hakim buralarda. Kimsenin ağzını bıçak açmıyor adeta.

Anayolun kenarında misket oynayan İstasyon mahallesinin çocuklarına “Gençler naber” diye laf atıyoruz. Gülüşüyorlar. “Abi fotoğrafımızı çek” diye yerinde duramıyorlar. Çekiyoruz.

İstasyon mahallesini herkes terk etmiş, biz de terk ediyoruz yaya olarak ve yavaş yavaş. Harabe ve köhne evlerin yüzlerinde derin bir mahcubiyet. Gelirken iyi idi, dönüş rampa, az dinlenmek lazım. Köhne bekleme durağında sigara molası veriyoruz. Hafif yağmur da yağıyor. Dursunbey’e çıkan özel bir araç durağın yanında durarak “gelin, götüreyim” diye işaret veriyor. Biz de işaretle teşekkür ediyor ve yola devam etmesini istiyoruz. Çünkü yağmurda yürümek ve ıslanmak gibi bir fantazimiz var. Sigara molasından sonra ver elini Dursunbey diye yola koyuluyoruz.

dursunbey istasyon3

İstasyondan, Dursunbey’e kadar olan 7 km.lik yolda (sağolsunlar) 5-6 araç yanımızda bizleri götürmek için durdular. Hepsine de teşekkür ettik.

9 mahallemizden biri olan İstasyon mahallemiz, mahalle desen mahalle değil, köy desen köy değil. Garip ve adı konulamayan bir haldeydi. Derdi neydi? Neden terk ediyordu insanlar istasyon mahallesini? Oysa Dursunbey merkezine ait bir mahalleydi orası. Eskiden bütün cadde ve sokakları rengarenk, insanları cıvıl cıvıldı. Kavgaları olan, gırgır ve neşeli insanlara ne oldu? Neden herkesin yüzünde kin, nefret ve yalnızlık vardı?

Elveda İstasyon mahallesi… Aşk olsun, kalbimi kırdın!

Özel Haber/Özel Yorum: Ahmet Erdoğan

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.