Gidenlerin türküsünü hep kalanlar mırıldanır!

dursunbey aslı toprak

Her şeyden önce sevmek lazım yaptığımız işi, sevmek lazım yönettiğimiz ve hizmet verdiğimiz yerin halkını, geleceğe daha güçlü ve daha emin adımlarla yürümeyi sağlayacak hizmetler üretmek lazım.

Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde sevgi kavramı; “İnsanı bir şeye veya bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu” olarak açıklanmış.

Sevgi kavramı öncelikle bir duyguyu ifade eder. İnsanları birbirine bağlayan, birlikte düşünme ve birlikte var olma, çoklukta birlik olarak geleceğe yürümesinin ön şartlarından biri olan sevgi insanlığın olmazsa olmaz bir kavramıdır. Sevgi kavramının en üst düzeyde yaşandığı bir toplumda birlik beraberliğin oluşması daha kolay sağlanacaktır. Sevgi ve birlik beraberlik denen bu iki kavram insanlığa hizmet ve kaliteli üretimin yolunu açacaktır. Tüm bunların sonucu olarak ise gelişmiş ve medeniyet yolunda çok büyük mesafeler almış toplumu ortaya çıkaracaktır.

Şimdi gelelim idarecilerin ve diğer insanların içinde yaşadığı toplum fertlerini, yaşadıkları beldeyi ne kadar sevdikleri meselesine. Bu sevgi sözde bir sevgi, hizmet adı altında yapılan şeyler topluma hizmetten çok; yoksa sadece idarecilerin veya hizmeti yaptığını varsaydığımız kişilerin şahsi menfaat sepetlerine yüzeysel birer artı olarak yazılmak istenmesi midir?

Yoksa bir şeyler yapar gibi görünüp, gerçekte bir harcayıp hesabı üç harcanmış gibi göstererek cebi doldurma çabası olabilir mi? ya da insanların faydasından çok, hangi işi yaparsam bana daha fazla oy getirisi olur düşüncesiyle caddeleri yapboz tahtasına çevirmek akıl karı iş olarak kabul edilmeli midir? Kelli felli tabir edilen insanlar geldiği zaman olmayacak işleri oldurup, haklı taleplerle gelenleri ne koyuveriyorsunuz bu insanları buraya diye kapıcılara ve görevlilere kızıp, dilinizin ucuyla olmaz deyip geri çevirmek midir idarecilik?

Çeşitli sanatsal, kültürel ve sportif faaliyetlerle halkı bir araya getirmek ve insanları eğlendirmek, stres attırmak, bilgilendirmek de elbette önemlidir. Ama insanların nüfus göçünün önüne geçecek, insanların kendi yaşadığı ilçede, ilde ve ülkede istihdam yaratacak işyeri ve üretim tesisi kurulması daha önemli değil mi? Bu yapılamadığı takdirde duymazdan ve görmezden gelmek şöyle dursun, bu işi yapacak olanların önü açılarak, gerekli yatırımın yapılmasını teşvik etmek gerekmez mi?

aslı toprak dursunbey

Dursunbey ilçemiz gibi istihdama ve gelişime muhtaç bir ilçede, diğer illere bakınca Balıkesir gibi istihdam konusunda geri kalmış bir ilde birkaç zenginin işi bozulacak diye, birileri halka bir şey veriyormuş gibi yapıp, onlar daha çok kazanacak diye, bu halkın önünü tıkamak niye?

Duyduk ki; Belediye başkanımıza Bandırma belediye başkanı Sen yapıyorsun? Son birkaç yılda binin üzerine kişi göç etti. Arkanda koskoca hükümet, sınıf arkadaşım dediğin bir başbakan var. Halkını ilçende tutmak ve ilçenin üretimini artıracak, istihdamını geliştirip, işsizliğinizin azaltılması konularında bir şeyler yap. Bu göç hızıyla yakında Dursunbey diye bir ilçe kalmayacak” dediği rivayetleri halkın ağzında dolaşmaktadır.

Duyduk ki; Banvit yetkilileri; en az 500 kişilik istihdam yaratacak bir üretim, kesim, paketleme ve pazarlama tesisini Dursunbey ilçesine kuralım. Senden tek istediğim şebekeden veya bir başka kaynaktan su ihtiyacımı karşılanması” demiş. Başkan bey hiç oralı bile olmamış. İnşallah bu bilgi yanlıştır. İnsan düşünüyor da; halkına ayrım yapmadan kucak açan idareciler olsa, sadece bir şeyler yapıyormuş gibi görünmekle yetinmeyip, halkına hizmet etmek isteyen idareciler olsa, 8 veya 10 yılda bu alanda ne kadar çok mesafe alınırdı.

Bildiğimiz kadarıyla otogar yapıldı. Kapalı otopark ve üzerine kent meydanı yapıldı. Tamirhaneler ilçe dışına taşındı. Saz mesire restoranı ve halı saha ve yüzme havuzu tesisi yapıldı. Hastane inşaatı devam ediyor. İlahiyat üniversitesi Dursunbey de olsun diye talepler devam ediyor. Ama yetmez. Bunlar halkı Bandırma’ya, Bursa’ya vs yerlere amirlik ve memurluğun haricinde iş bulma umuduyla göç etmiş; bir rivayete göre 1000, diğer bir rivayete göre 3000 kişinin aileleriyle birlikte 1000 kişi olduğunu varsaysak 4000 kişi gittikten sonra hastane kime lazım olacak. Kalanların ihtiyacını zaten mevcut hastane de karşılayabilir.

Düşman değil dostuz. Beklentiyi ve düşlerimizi dile getirmeye çalışıyoruz. Yapılanlar yapılmasın demiyoruz, insanların ekmek kavgasına, geleceğini daha iyi şartlara taşımasına katkı sağlayacak işler öncelikli tutulmalı. Adam ayırımı yapılmamalı. Taş üstüne taş koymak isteyenlere asla engel olunmamalı. Dahası teşvik edilmeli.

Getirisi ve kazancı daha az olsa bile, ben demeyi bırakıp, biz birlikte kazanmalıyız diyerek geleceğe yürümeliyiz. Güzel yapanı ve yapmak isteyeni teşvik ederek, destek vermeliyiz. Yanlışı eleştirebilmeli, eleştiriyi bu bize düşman, bu bize muhalif demeden hoşgörüyle karşılayıp; gerekli dersi çıkarıp yola daha emin adımlarla devam etmeliyiz.

Unutmayalım ki; gidenlerin türküsünü hep kalanlar mırıldanır.  Nasıl ki; sevmeden evlenmek, inanmadan ibadet etmeye benzeyen alçakça bir iş ise; hizmet üretmeden, bir şeyler yapıyormuş gibi görünmek de, dostlar alış verişte görsün hesabından başka bir şey değildir.

Bu bir başka söylemle,  ilişkilere renk gelsin diye tavan boyamaya benzer. Sevgi saygı olmayan, birlik beraberlik olmayan, huzuru olmayan ve geleceğe dair umutları olmayan aile bireylerinin; bunları düzeltmek için bulundukları odayı can alıcı renklerle boyaması gibidir.

Ama akıl edemedikleri bir şey var ki, gündelik ihtiyaçlarını karşılayabilmek için odadan dışarı çıkacaklar. Her biri bir yerlere gideceği için odaya ihtiyaçları bile olmayacak.

Kalın sağlıcakla!

dursunbey aslı toprak

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.