Ortaya karışık ince mevzular

ALİ KABAKÇI’NIN YEŞİL GÖZLÜKLÜ İNEĞİ!

Murat Sali arkadaşımız face’de “Ali abiden müthiş tesbitler” başlıklı bir video yayınlamış. Bu hafta en keyif aldığım Ali Kabakçı’nın parti binasında partililer ile yaptığı sohbetin video görüntüleriydi. Ali Kabakçı ilginç tespitlerinin yanı sıra merhum Necmettin Erbakan vari konuşması ile harikaydı, ilgi çekiciydi. Sohbetinin sonunda verdiği “Kayseri’linin daha çok süt almak amacıyla ineğe yeşil gözlük takma” örneğine ise adeta koptuk. Ah be Ali sen bizi güldürdün ya, Allah’ta seni güldürsün…

Ya güzel kardeşim Ali, kalmışsınız 3-5 kişi. Memleket zaten yanmış bitmiş, kül olmuş. Sen ağzınla su taşısan ne olur, taşımasan ne olur? Yeşil gözlük takınca gözüne her şey yemyeşil gözüküyor fena mı???

DURSUNBEY’DEKİ MUTLU AZINLIK, GERÇEKTEN MUTLU MU?

İsimlerini tek tek zikretmeye gerek yok. Dursunbey’deki mutlu azınlık herkesin malumudur. Onların “Dursunbey adına” hiçbir kaygıları yoktur. Yedikleri önünde, yemedikleri arkalarındadır. Yine onların gözünde “işsizlik ve göç” beceriksizlerin işi ve kaderidir. Onlara göre işini bildiğin sürece Dursunbey’de iş de ganidir, para da ganidir.

Yılardır gözlemlediğim tespitlere göre, Dursunbey’in mutlu azınlığı mutlu değildir ve hiç de mutlu olmamıştır. Tamam sınırsız servetleri, sınırsız malları, mülkleri, işleri, gelirleri vardır ama dikkat edin mutlu değillerdir. Bazen tebessüm ederler ama o da etmeleri gerektiği içindir.

Bazıları egolarını tatmin etmek için boyunlarına bilmem ne yaftası asmışlardır. Bu şu demektir: Dışarıya herhangi bir yerlere gittiklerinde “Ben falanca başkanıyım” diyebilmek adına boyna takılan bir aksesuardır. Bu konuyu fazla açmayalım, sonuçta birileri ile papaz olmak var, o da benim işime gelmez.

Sonuç itibariyle mutlu olmak çok farklı bir olaydır.

BEN KALİTELİ YALAKADAN HOŞLANIRIM!

Yıllarca ne valiler, ne kaymakamlar, ne amirler, ne memurlar gördük yalaka tiplerden… Yalakalık yaptığı kişi “arkanı dön” dese, onu da dönmeye hazır tipler gördük açılışlarda, ziyaretlerde, protokollerde. O yüzden toplantılarda, açılışlarda, ziyaretlerde en arkalarda durmaya çalışırız. Uzaktan gözlemlediğinizde çok net görülür bazı şeyler ve büyük keyif verir. Rahmetli Barış Manço bir şarkısında “İçi boş insanların bu sofrada işi yok” der ama maalesef yıllar itibariyle devlet sofrasında genellikle boş ama bir o kadar da yalaka modeller görmüşüzdür.

Herkes yalaka olabilir, önemli olan kaliteli yalaka olabilmektir. Sırıta sırıta yalakalık yaparsan rezil olursun. Ama artık piyasada yalaka modeller tutuluyor, az yakıyormuş, öyle diyor eş-dost.

Dursunbey’i ziyaret eden siyasileri veya devlet büyüklerini yıldıran 2 isim bilirim. Kaymakamlar “aman konuşmasalar bari” diye tir tir titrerlerdi. Onlar yırtık dondan çıkar gibi çıkarlar yüzlerce muhtarın ve davetlinin önünde Bakanlara, milletvekillerine, valilere demediklerini bırakmazlardı. Biri vefat etti, biri emekli oldu. Şimdi Allaha çok şükür her yer güllük gülistanlık oldu. Dert yok, tasa yok, sıkıntı yok, şikayet yok. Ortalık şakkkk… şakkkk… seslerinden geçilmiyor.

İNSAN KATİLİNE AŞIK OLURMUŞ!

Agatha Christie öğretilerine göre katil mutlaka cinayet işlediği yere dönermiş. Bir de katiline aşık olan insanlar vardır. Kadın cinayetlerini inceleyin, öldürülen kadınların çoğu katillerine aslında aşıktırlar. Ve bazen bir şeyleri kanıtlamak için ömrünüzü harcarsınız. O kanıtlamanın bedelleri de olur. Bu insanın katiline aşık olması gibidir. Çünkü yıllarca anadan, babadan, deden, çevreden kulaktan dolma duyulan dini öğretilerle şekillendirilen bilinçaltınız Allah’ın huzuruna tertemiz gitmeyi hedef edinmiştir. Haksızlık vardır, zulüm vardır, adaletsizlik vardır. “Hayır” demek istersiniz, aynı insanlar bu kez size “bak dalgana, akşam olduğu zaman herkes evine gidiyor” der. Bak dalgana ne demektir?

İnsanlık tarihinde Habil ile Kabil arasında başlayan çıkar kavgası yüzyıllardır aynı hırsla, aynı acımasızlık sürmektedir. “Dünyada ben daha çok yaşayacağım, dünyada en zengin ben olacağım, dünyanın bütün güzellikleri benim olacak” diye insanoğlu hem bir birini, hem kendini yer durur.

Eğer insanların aralarındaki çıkar çatışmalarını sona erdirebilirseniz, daha mutlu bir dünya ortaya çıkar. Çıkarları için dünyanın her yerinde demokrasi adına katliamlar yapan veya yaptıran ABD neden bizim Kepez tepesini almak istemez ki? Çünkü Kepez tepesinde ABD’nin çıkarına uyan bir şey yoktur. Eğer orada bir çıkarı varsa, bilin ki yarın sabah orada Coni’lerin nöbet tuttuğunu görebilirsiniz.

DURSUNBEY’DE BİZİM KATİLİMİZ OLACAK!

Dursunbey’de bizim katilimizdir aslında. Biliriz bizi eninde-sonunda öldürecektir. Ama dedik ya güzeli aramak sevdasıdır bu. Biliriz ki, güzeli bulduğumuz zaman da başka güzelleri aramaya devam edeceğiz. Birilerinin karşılardan kıs kıs güldüklerini ve ellerini ovuşturduklarını da biliriz. Dursunbey’de mutlu olmanın yolu birileri için “zengin olmak”tır. Oysa o insanlar “Dursunbey’de mutlu olmanın yollarını” bir bilebilseler, bütün servetlerini bağışlamaya kalkarlar ama onlara da o şansı vermemek, en büyük intikamı almanın bir başka yoludur…

L HARFİNDE BULUŞMAK!

Neden L harfi diyeceksiniz, anlatalım. L Harfi 29 harfin en ortasındaki harftir. Önünde 14, arkasında 14 harf vardır. Onun için diyoruz ki; adınız, sanınız, inancınız, mevkiiniz, makamınız ne olursa olsun L harfinde buluşmak zorundayız, mecburuz. Zengin fakiri gözetecek, fakirin zenginin malında gözü olmayacak. Bunun bir orta yolunu bulacağız, bulmak zorundayız. Bulamazsak herkes zor günler geçirecektir.

Bakıyoruz birileri sürekli son model arabaların muhabbetini yapıyor. Bakıyoruz birileri şuradan, buradan kaç daire aldığının muhabbetini yapıyor. Bakıyoruz birileri adam değilken siyaset sayesinde adam yerine konuluyor. Yahu siz memlekete bir şey vermemişsiniz, ama memleketten sürekli bir şeyler almışsınız. Bu hak mıdır, reva mıdır? Yoksa siz kendinizi çok akıllı, diğerlerini çok aptal mıdır sanıyorsunuz?

Formül L harfidir, başka seçenek de yoktur… Aldığınız gibi, bu memlekete vermeyi de öğreneceksiniz. Malum kefenin cebi yok!

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.