Şeytanın hayal kırıklığı

dursunbey aslı toprak

Paris’te öldürülen üç Kürt kadın için Diyarbakır’da cenaze töreni yapılırken, Milliyet’ten Namık Durukan’ın elde ettiği bilgilere göre Fransız polisi cinayeti çözecek önemli ipuçlarına ulaşmış.

İddiaya göre, üç kadını öldürenler örgüt içindenmiş. Katillerin binaya nasıl girdiği ve kapıyı nasıl açtıklarına yönelik tartışmalara nokta koyacak görüntüler de Fransız polisinin elinde bulunuyor. Katiller, şifreyi yazarak kapıdan daireye zorlanmadan giriyor. O gün binadaki o üç kadının kaldığı daireye girip-çıkanların tüm görüntülerinin Fransız polisinin elinde mevcut olduğu, bu kapsamda tespit edilen infaz ekibinin fotoğraflarının emniyete çağrılan Avrupa sorumlularından Remzi Kartal’a gösterildiği ileri sürülüyor.

İnfaz edilen üç kadının telefon dökümleri polis tarafından alınarak dosyaya konuldu. Fransız polisinin olayla ilgili açıklamayı basın açıklaması şeklinde yapacağı öğrenildi. Şimdilik Fransız polisi katillerin eylemi kimin için yaptıkları bilinmiyormuş. Büroda bir süre katilleri ile birlikte kalan Cansız ve Doğan’ın telefonu saat 11.00’den sonra aramaya cevap vermiyor. Bu süre içinde sakine Cansız ve fidan Doğan’ın Avrupa’daki Kürt Derneği ve Suriye’deki Kürt bölgesinden arandığı tespit edildi.

Kim öldürdü, nasıl öldürdü, kimin adına niçin öldürdü? Bu soruların yanıtı elbette önemlidir. Ama daha önemlisi bu üç kadının öldürülmesi, bundan sonra da buna benzer eylemlerin yapılabilecek olmasına karşı uyanık olunması gerektiğidir. Türkiye kamuoyu tarafından PKK’nın ve bilumum uzantılarının arkasında başta İsrail, ABD, Fransa, Almanya, Rusya, İran, Suriye, Yunanistan, Belçika gibi ülkelerin olduğunu bilmeyen var mı? Eskiden belki, artık günümüzde bunu bilmeyen yok.

Aynı düşünceyi savunduğunu dinlediğimiz onca ulusalcı geçinenlerin de PKK’yı kurup dağa gönderdiğini ve askerimizi, polisimizi, onları yakala öldür diye gönderirken, dağa gönderdiklerine de geliyorlar diye haber gönderdiğini de ifade etmek yanlış olmaz. Bu şartlarda da çözüm bulunmazdı.

Türkiye içinde bir cenah var ki; ‘Bu barışta nerden çıktı? Kürt halkı terörist, onlarla barış mı olur? En iyi Kürt ölü Kürt, Hepsini öldürelim gitsin’ diye düşünerek, 30 yılı aşkın uygulanan şiddetin şiddeti doğurduğu politikayı savuna dursunlar. Bunun çözüm olmadığı artık görülmüştür.

Günümüzde önce terör saldırılarıyla hükümeti köşeye sıkıştırıp, değil dünyadaki olaylara söz söylemek, politika geliştirmek şöyle dursun. Kendi kendini idare edemez, arka arkaya bir iki eylemle hükümeti ve meclisi işleyemez hale getirme girişimleri karşısında dimdik ayakta duruldu. ‘Ölürken dahi biz hak bildiğimizi gerek ülkemizde, gerek dünya genelinde savunuruz. Biz eski basiretsiz siyasilere benzemeyiz, bir terörle bize verilecek mesajları elimizin tersiyle bir kenara itiyoruz’ denilerek gizli servislerin köşeye sıkıştırma argümanları sonuçları itibariyle ellerinden alındı.

Sonra içimizdeki güya teröre karşı olup; gizliden gizliye kirli emellerini gerçekleştirmek ve ihanetlerini sürdürmek için, terör kuruculuğu ve destekçiliği yapanlar dalga dalga yakalandı. Yargı önüne çıkarıldı, çıkarılıyor.

Bunlara paralel olarak, hak ve özgürlük talebiyle sokağa, dağa, mağaraya çıkarak hainlerin oyununa gelen gençleri kandırma oyunu olan, hak ve özgürlük taleplerine cevap verilmek istendiği samimi olarak ortaya konmaya başladı. Bu gün için ülkeyi yönetenlerin bile insan hakları çerçevesinde inanç ve yaşam özgürlüklerini yaşayamazken, başta Kürt halkı olmak üzere insan hakları ve özgürlükler çerçevesinde birçok hak sahiplerine demokratik gereksinimler olarak verilmeye başlandı.

PKK’lı cenahlar ve Kürt halkının bir bölümü, süreci değişik zamanlarda, değişik eylem ve söylemleriyle baltalamasaydı, bu sürecin daha hızlı işleyeceğinden şüphemiz yoktu. Gelinen nokta da; yeniden bir sürece girilmiş, barış güvercinleri uçurulmuştur. Ancak unutulmamalıdır ki; her iki taraftan da barışa yürüyen ayaklara kurşun sıkmak isteyenler olacaktır. Olmaktadır. Birileri mamalarını kaybetmesin diye, siyasi emellerinden uzaklaşmasın diye, terörün devamını sağlamaya yönelik, birbirlerine kin beslemelerine yönelik, iki tarafa da saldırılar düzenleyerek, katliamlar yaparak, iki tarafın arasını açmaya çalışıyorlar, çalışacaklardır. Türkiye’deki emniyet güçlerine saldırıların barış sürecinde devam etmesi de bunlara paralel olarak, uyuşturucu ve benzeri faaliyetleri eskiden beri PKK’ya yaptıran Siyonist gizli servislerin ve ülkelerin kışkırtmasıyla artabilecektir.

Paris’teki Şeytan ve dostlarının kanlı planı bunlardan biridir. Ancak bu sefer bu plan; Türkiye halklarının sağduyusuna tosladı ve bozuldu. Diyarbakır da Kürt halkı şeytanı ve dostlarını hayal kırıklığına uğrattı. Barış kazandı. Cenaze törenlerinin bu kadar sahiplenilmesini kabul etmesek de, taşkınlık ve istenmeyen gösterilerden uzak bir şekilde, sağduyulu yapılması barışa katkı sağlamıştır. Siyah elbiseler suçlu da olsalar cenazelere üzüntüyü sergilerken, beyaz atkı ve kaşkoller barışı davet etmiştir. Barış umutlarını inadına yeşertmiştir. 

Bu cinayetlerin arkasında dünyada fitne ocağı, terör devleti İsrail’in dünyadaki derin yapılanması olan Mossad yapması veya başka bir gizli servise ya da beslediği PKK’nın başka bir kanadına yaptırmış olması muhtemel Paris saldırısı beklentilerini şimdilik boşa çıkarmıştır. İç ve dış gizli servislerin taşeron bir örgütü olan PKK silah bırakır mı? Bırakmaz mı? Zaman gösterecek. Ancak tüm Türkiye’mizi seven ve bir arada huzur içinde yaşamamak isteyen halklar olarak sağduyulu bir şekilde barışa koşmalıyız. Barışı baltalamak isteyen ellere karşı uyanık olmalıyız.

Güvenlik güçlerinin PKK ve uzantılarıyla başa çıkması için çalışmalarını durdurmasını istemek şöyle dursun, başarıya ulaşması için elimizden gelen desteği vermeliyiz. En ufak bir şüpheli durumda emniyet güçlerimize haber vererek barışa kurşun sıkılmasına engel olmak için yardımcı olmalıyız.

Kalın sağlıcakla…

şeytan

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.