SP Dursunbey belediye başkanı adayı MURAT SALİ ile ilk röportaj…

MURAT SALİ: 37 yaşında… Tahminimize göre yerel seçimlerde Dursunbey belediye başkanlığının en genç adayı olacak. Siyasi hayatına Saadet Partisinde başlamış ve siyasi çizgisini hiç değiştirmemiş bir isim. SP lideri Erbakan’ın öğretilerine bağlı, parti çalışmalarında sürekli aktif, görev adamı, idealist, sosyal, espri yeteneği olan, biraz da entellektüel diyebileceğimiz tarafları ile tanıyoruz Murat Sali’yi… En ağır esprilerimize bile tebessüm edebilen Murat Sali ilk kez belediye başkanlığına aday oldu, kendisi ile ilk röportajı gerçekleştirme fırsatı da bize nasip oldu. Yüz yüze yapılmayan bu ropörtajda sayın Sali’ye oldukça aykırı sorular yönelttik. Kendisi de tüm aykırı soruları gönül rahatlığı ile hiç polemik yapmadan cevapladı. İlgisinden dolayı kendisine teşekkür ediyor, başarılar diliyoruz.

dursunbey murat sali çalışmaları

– Klasik bir soru: Neden aday oldunuz?

– Üçeylül Gazetesi’ni çıkardığınız dönemlerde size hep basın bildirileri getiriyor idim, nasipte röportaj yapmak da varmış, teşekkürler Ahmet Abi. Adaylığım konusunda şunu söyleyebilirim, Saadet Partisi teşkilatlarında aday olunmaz, teşkilat yönetim kurulu ve istişare kurulu istişarelerini yapar, bir aday üzerinde fikir birliği sağlanır. Benim adaylığımda da milletvekili adaylığımda olduğu gibi aynı şey olmuştur. Teşkilatımız görev verdi, ben de görevi kabul ettim. Rabbim utandırmazsa yükü üzerimize aldık.

– Dursunbey’in en önemli sorunu göç, işsizlik ve esnaf kesiminin ekonomik olarak gelişememesi ve kalkınamamasıdır. Bu konuların çözümü hakkındaki hedefleriniz ve çözüm formülleriniz var mıdır?

– İlk önce bir gerçeği dile getirmekte fayda var. İlçemizin dışarıdan gelecek yatırımı beklemeye tahammülü yoktur. İnsanların gündeminde sürekli dile getirilen ama hayal kırıklığından öte gitmeyen konular var. Mesela cezaevi muhabbetleri, mesela yüksekokul ya da fakülte muhabbetleri, mesela askeri birlik muhabbetleri, mesela filanca sektörün yatırım muhabbetleri… Sanki herkes durmuş dışarıdan gelecek olan bir yatırımı ya da hizmeti bekliyor. Beklemeye tahammülümüz de zamanımız da yoktur. Yapılacak olan şey, Dursunbey’in kendi yerel kaynaklarını harekete geçirmektir. Bunu yaparken, burada yaşayan herkesin, buna inanması, katkı sağlaması ve birlikte hareket etmesi gerekir. Bir yerde insanların yaşayabilmesi için orada olması gereken temel şart üretimdir. Bu olmadan olmaz. Gerek tarımsal, gerek hayvansal, gerek madensel, gerekse diğer başka alanlarda muhakkak bir şeylerin üretilmesi gerekir. İlçemizde üretime yönelik çalışmalar olmak zorunda. Üretim olursa göç de, işsizlik de, ekonomik gerilik de kendiliğinden hallolacaktır. Özellikle altını çizmek istiyorum, kendi kaynaklarımızı etkin ve verimli bir şekilde harekete geçirmek ve bunu hep birlikte, inanarak yapmak zorundayız. Nasip olur da seçilirsek insanları buna inandırmak, harekete geçirmek ve katkılarını sağlamak için toplumsal bir uzlaşma ortamı sağlamak için çalışacağız.

– Takip edebildiğimiz kadarıyla belediye havuz ve atık su tesisi için yaklaşık 10 trilyon lira civarı kredi (borç para) kullandı. Son olarak bir bankadan (belediye harcamalarında kullanılmak üzere) 36 ay vadeli 500 bin lira kredi kullanılması kararı alındı. Dursunbey şartlarına göre bunlar önemli bir borç stoku. Bu borçlar hakkında ne düşünüyorsunuz. Şayet seçilirseniz “Enkaz devraldık” diyerek eli-kolu bağlı oturacak mısınız?

– Biz Milli Görüş öğretileriyle yetişmiş bir nesiliz. Bahanelerin ardına sığınma acizliğini gösterecek değiliz. “İman varsa, imkân da vardır” anlayışıyla çalışıyoruz. İnanıyoruz ki, hak ve adalet ölçüsünde yapılan her iş bereketlenir. Ciddi borçlar devralabiliriz. Bu bizim gözümüzü korkutmaz. Aksine çalışma aşkımızı ve gayretimizi artırır. Belediyenin borçları olabilir. Ama sürekli gelirleri de olacaktır. Yapılacak olan iş, gelenle gidenin hesabını iyi tutmak, kaynakları verimli kullanmak, israftan kaçınmak ve değerleri çarçur etmemektir. “Enkaz devraldık” diye oturmak yerine, bu enkazı nasıl ihya ederiz derdine düşer, Allah’ın izniyle enkazdan çıkarız.

– Köylerimizin ciddi sorunları ve sıkıntıları var. Köylerimizin gelişmesi ve kalkınması için her hangi bir ekstra plan veya projeniz var mı?

– Yüzün üzerinde köyümüz var. Bu köyler geniş bir coğrafyaya yayılmış durumda. Arazi şartları ağır. Bu kadar geniş bir coğrafyaya hizmet götürmek kolay değil. Diğer yandan köylerimiz sürekli göç vermekte, işgücünü kaybetmektedir. Köylerimiz genellikle yaşlıların, emeklilerin yaşadığı mezralar haline dönüşmektedir. Burada yine ekonomik nedenler devreye giriyor. İnsanları doğdukları yerde doyuramazsan, orayı terk ederler. Ekonomik anlamda kalkınmayı sağlamamız gerekiyor. Bunun için de üretmemiz gerekiyor. Tarım arazilerinin yetersiz olduğunu, arazilerin büyük bölümünün orman olduğunu hesaba katmak gerekiyor. Geriye hayvancılık, madencilik ve kısıtlı arazi şartlarında yapılabilecek tarımsal faaliyetler kalıyor. Bu faaliyetleri destekleyecek, özendirecek, gerekli altyapı çalışmalarını tamamlayacak ve inşallah köylerimizi yaşanır hale getirmek için çalışacağız.

– “Efsane hizmetlere imza atacağız” derken neleri kast ettiniz?

“Bin kişilik fabrika açacağız”, “Hiç kimseden su parası almayacağız” türünden sallama şeyler söyleyecek değiliz elbet. Ayakları yere basan, gerçekçi, ilçemizin durumunu ve konumunu bilen bir söylemimiz olacak. Hizmetlere herkesin katılımını sağlamaya çalışacağız. “Ben bilirim, ben ederim, ben yaptım oldu” mantığıyla değil, “Akıl akıldan üstündür” mantığıyla istişare ve uzlaşma yollarını arayarak çalışacağız. Eğer bir kalkınma gerçekleşecekse bu tüm hemşerilerimizin katkısıyla gerçekleşecektir. Kimsenin elinde sihirli değnek yok. Kimsenin işleri kendi başına yapma gücü yok. Yapılacak çalışmalar uzmanlarla, profesyonel ekiplerle ve insanlarımızın görüş ve yönlendirmeleriyle yapılacak. Dediğimiz çalışma şartlarını ve herkesin katılımını sağladığımız takdirde efsane hizmetler değil, efsane bir şehir meydana gelecektir. Gayretimiz bu yönde olacak.

– Basına dağıttığınız dökümanlarda çok iddialı sloganlarınız var. Diyelim ki belediye başkanı seçildiniz. Diyelim ki çıkar ve rantiye gruplarının lehine olacak kararlara imza attınız. Birileri de size sloganlarınızı hatırlattı. Bu durum sizi rahatsız eder mi?

– İddialı slogan dediğiniz sözler, bizim kendi başımıza ortaya koyduğumuz şeyler değil, Saadet Partisi’nin ambleminde yer alan yıldızların ifade ettiği şeylerdir. Sevgi, ana sloganımızdır. Dursunbey’i ve insanımızı seviyoruz. Burada yaşayan herkes burayı sevmek zorunda. Bir filmde şöyle bir cümle var, tam da bize uygun bir cümle: “Eğer dünyanın en güzel yerini sevmezsen, orası dünyanın en güzel yeri değildir.” Baskı, dayatma, çatışma ve gerginlik yerine, sevgi ve kardeşlik, istişare ve uzlaşma, saygı ve hoşgörü, refah ve huzur istiyoruz. Seveceğiz, kardeşçe konuşup uzlaşma zeminleri bulacağız, herkse her fikre saygı ve hoşgörü ile yaklaşarak değer vereceğiz, refah ve huzura kavuşmak için bu saydıklarımı yapmak zorundayız. Çifte standart ve ayrımcılık yerine hak ve adalete dayalı bir paylaşım ve hizmet modeline ihtiyacımız var. Yapılacak hizmetler aciliyet sırasına göre, hakka uygun, eşitlik ve adaletle dağıtılacak. Bu sözler çok iddialı sözler değil. Hak ve adaletle hükmetmek bizim tarihimizin ve inançlarımızın bir gereğidir. Bilerek veya bilmeyerek çıkar grupları ya da rantiyeye hizmet eder isek, bunu bize hatırlatan, uyaran kardeşlerimize de teşekkür ederiz. Hatamızın yüzümüze söylenmesi bizim için değerlidir, ardımızdan söyleneceğine yüzümüze söylensin.

– Ülkede ve Dursunbey’de AKP’nin ezici bir üstünlüğü varken, siz SP olarak belediye başkanlığını kazanabileceğinize inanıyor musunuz?

– Tabi ki inanıyoruz. Bir siyasi partinin üstünlüğü var elbette. Ancak bu siyasi parti ilçemizde iktidarda olmasına rağmen muktedir olamıyor. Sorunlara karşı çözüm üretemiyor. Siyaset üretemiyor. Siyaset insanlara hizmet etme makamı, siyasetçi de insanlara hizmetkâr olmak zorundadır. Maalesef ilçemiz siyasi anlamda bitmiş durumdadır. İstişare etmeden, kimseye bir şey danışmadan, kimseye bir şey söylemeden, kimseye bilgi vermeden “ben bilirim, ben yaparım, ben çoğunluktayım ne dersem o” mantığıyla hizmet olmaz. Hizmetin hizmet olabilmesi için, hizmetin yapıldığı yerdeki insanların görüşü, rızası ve katkısı olmak zorunda. Aksi takdirde dayatma olur, baskı olur, tahakküm olur. Seçimi kazanacağız inşallah. Buna yürekten inanıyorum. Çünkü yaygın siyasi söylemlerden ziyade insanımızı öne çıkaran gerçekçi söylemlerle çıkıyoruz meydana. İnsanımız bunu görecek ve bize teveccüh edecektir.

– Son soru: Halkımız sizin belediye ile nikâhınızı kıyarsa, siz Dursunbey’i mutlu edebilecek misiniz?

– Bakın Ahmet abi, bizim elimizde insanlara mutluluk verecek sihirli bir iksir yok. İlk önce insanlar kendileri mutlu olmak isteyecek. İnsanlar ne kadar mutlu olmak isterse, o kadar mutlu olurlar. Biz Dursunbey’i ve insanları seviyoruz. İnsanlar da Dursunbey’i ve burada yaşayanları severlerse, yapılacak iş ve çalışmalara bizimle beraber katkıda bulunurlarsa bu iş olur. Herkes bir yerlerde bir şeyler söylüyor, konuşuyor, şikâyet ediyor. Biz de Saadet Partisi olarak diyoruz ki, konuşmak, şikâyet etmek yetmez, ortaya çıkmak gerek. İşte çıktık ortaya, taşın altına kafamızı sokmaya hazırız. Hemşerilerimiz de buyursunlar, taşın altına ellerini soksunlar, bize el versinler, her alanda destek, yardım ve fikir versinler. Hep beraber bu nikâhı kıyalım. Refah ve huzur içinde, sevgiyle ve kardeşlikle, hak ve adalet ölçüsünde yaşayalım.

Röportaj/Haber: Ahmet Erdoğan

dursunbey murat sali arakan

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.