Yanlışımızı görür yazmazsan, ana-avrat söverim!

Yıl 1987, aylardan Eylül… Şerafettin Kahvecioğlu belediye başkanı. Biz de Üçeylül isimli gazetemizin ilk sayısını yayınladık.

O günlerde Dursunbey’de önemli bir su sıkıntısı yaşanıyor. Her yerde su sıkıntısı konuşuluyor. Biz de bu önemli konuyu belediye başkanımıza soralım, yapacağı açıklamayı da gazetemizde yayınlayalım istedik.

Bu amaçla belediyeye gittik, “başkan var mı?” dedik. “Var” dediler, biz de makam kapısını tıklatarak başkanın makam odasına girdik.

“Başkanım rahatsız ediyoruz, kusura bakma. Hemen bir soru sorup çıkacağız. Makamınızı fazla meşgul etmek istemiyoruz” dedik.

Belediye başkanı Şerafettin Kahvecioğlu “Önce çay içelim, sonra ne istiyorsan bana sorabilirsin” dedi. Çaylar geldi, çay içerken dank diye sorumuzu sorduk:

-Başkanım sokakta, kahvede vatandaşlar su sıkıntısından yakınıyorlar. Bu konuda bir diyeceğiniz veya bir açıklamanız olacak mı?

Rahmetli Kahvecioğlu hiç düşünmeden, doğal bir şekilde sorumuzu cevapladı:

-Vatandaş yakınmakta çok haklı. Su önemli bir ihtiyaç. Vatandaşa beni niye eleştiriyorlar diyemem. Ahmet sana çok ciddi bir şey söyliyeyim mi? Benim evdeki hanım da bana söyleniyor (Kendi evinde su olmayan belediye başkanını ne yapayım) diye her akşam başımın etinin yiyor. İşin doğrusu bu. Su sıkıntısı var, biz de çözmeye çalışıyoruz.

Soruyoruz: “Başkanım bu sıkıntıyı çözecek herhangi bir çalışmanız veya projeniz var mı?”

-Şu an Suçıktı’dan Çalca’ya yeni su boru hattı döşüyoruz. (ki döşeniyordu) Ancak şunu samimiyetimle söyliyeyim, bu çalışma Dursunbey’in su sorununu ancak yüzde 50 oranında çözer.

Övünmeyi sevmeyen, mütevazi, herşeyi kıvırmadan doğrusuyla söyleyen rahmetli Kahvecioğlu bu yaklaşımıyla gönlümüzü kazanmıştı.

Yanından ayrılırken “Başkanım bu söylediklerinizi aynen yazabilir miyim, müsaade var mı?” diye nezaketen sorduk.

-Ne söylediysem, aynen yazabilirsin. İşin doğrusu bu.

-Yengeyle ilgili bölümü de yazabilir miyim?

Rahmetli ayak üstü bize “hayat dersi” olan müthiş bir açık çek verdi ve bizi cesaretlendirdi:

-Bak oğlum. Eğer belediye çalışmaları ile ilgili vatandaş tarafından her hangi bir yakınma, şikayet veya yanlış işlerimiz olur da sen bunları gazetende yazmazsan, senin anana-avradına ilk önce ben söverim. Ben belediye başkanıyım işimi yapmaya çalışacağım, sen de gazetecisin işini yapacaksın.

(Söylediklerini gazetemizde aynen yayınladık, eşinin söylediklerini de manşette kullandık)

Şerafettin ağabeyimiz bu yaklaşımları nedeniyle gönlümüzü feth etmiş, belki o yüzden ondan sonra gelen belediye başkanları ile hep geçinemez duruma düşmüştük. Şerafettin abiden sonra gelen belediye başkanları ya çok bilmişlik tasladılar, ya burunlarından kıl aldırmadılar, ya da nefislerinin esiri olarak övülmek ve alkışlanmak istediler.

Aradan yıllar geçti. Şerafettin abi yaşlanmış ve biraz da rahatsızlıkları vardı. Bu arada Esnaflar Odası başkanlığı görevini sürdürüyordu. Odanın seçimleri vardı. Şerafettin abinin karşısına 2 genç aday çıkmıştı. Bu iki genç aday gelip bizden de oy istediler. Kendilerine açıkça şunu söyledik:

-Arkadaşlar siz değerli ve iş yapacak insanlarsınız. Ancak Şerafettin abinin Dursunbey’e çok hizmetleri oldu. Biz ona son kez de olsa vefa borcumuzu ödemek adına onu oda başkanı olarak görmek istiyoruz. Biz ondan iş, hizmet de beklemiyoruz. Esnaflar Odası başkanı sıfatı olsun, bu bize yeter.

Allaha çok şükür ki, o seçimi Şerafettin abi kazandı ve “oda başkanı” iken vefat etti.

Vefatından sonraki duyumlarımıza göre de; Şerafettin Kahvecioğlu belediye başkanı olmasına rağmen mal-mülk sahibi olamamış, rant peşinde koşmamış ki öldükten sonra bir takım borçları ortaya çıkmış.

Şerafettin Kahvecioğlu ağabeyimizi saygıyla ve minnetle anıyoruz.

Mekanı cennet olsun…

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.