Yozlaşma ve Özgürlük

İslami yaşantıdan uzak yaşayan veya İslami inanca sahip gibi görünüp de her hareketi bir aldatmacadan ibaret olan bazı aklı evvel olduğunu düşünenlerin kötü emellerine kavuşmak ve diğer insanları yoldan çıkarmak için olmadık sözler söylediklerine şahit oldunuz mu hiç? Gerek televizyonlarda gerekse yaşadığımız toplum içinde ben çok şahit oldum.

Bu devirde o günah mı olurmuş, bu günah mı olurmuş, sen yap ben günahını çekerim. Diğer insanları da kendisi gibi günahkâr edebilmek ve yoldan çıkararak şeytana hizmet edebilmek için; eğer günahsa ben senin günahını yüklenirim gibi söylemlere girecek kadar alçalabiliyor insanlar. Eğer din bugün gelseydi şu haram olmazdı, bu haram olmazdı diyebiliyor. Asıl konuya doğru yol alacak olursak; Allah’ın yarattığı güzelliği örtüp saklamak niye, özenmişte bezenmiş sergilemek lazım gibi sözlerle kadınları açılmaya teşvik etmeye, teşvik etmek şöyle dursun zorunda bırakmaya çalışıyorlar.

Allah kalbin temizliğine bakar, abdeste ve namaza, oruca, zekâta bakar. Önemli olan kalp temizliğidir. Allah’ın işi gücü yokta, nasıl giyindiğiyle mi uğraşacak. Nasıl eğlendiğini mi sorgulayacak falan filan gibi sözlerle bazı insanların bazı insanları yoldan çıkarmanın peşine düştüklerini görürüz, görmekteyiz.

Özellikle açık saçık giyinmeyi ve hem cinlerin flört etmesini normal bir şeymiş gibi gösterip, onların hayatlarını televizyonlarda afişe ederek bir gecelik birliktelikleri ballandırarak anlatıp gösterdiklerini görmekteyiz. İnsanımızda onların nasıl giyindiğini ve kimin kiminle ne ettiğini, sanki çok önemliymiş gibi takip ettiğini görmekteyiz. Oysa onlar bunu yaparken toplumun inanç ve ahlak yapısını bozarak, herkesin kendileri günahkâr olmasını istiyor. Kadınlar kendileri gibi insanların çoğalmasını isterken, erkekler de kadının özgürlüğünden çok, kadına ulaşmanın özgürlüğünü istiyorlar. “Onlar kadının özgürlüğünü değil; kadına ulaşmanın özgürlüğünü istiyorlar.” (Dr Ömer Abdulkafi)

Geçenlerde bir haber okumuştum. Haber Şöyleydi: “Türkiye’nin ilk ‘Dünya Güzeli’ Keriman Halis Ece Tamer (99) , 28 Ocak 2012 – İstanbul’da kızının evinde hayatını kaybetti.”

Bu kadın kimdi kaç yılında dünya güzeli olmuş nasıl olmuş diye google amcaya bir sorayım dedim. Sordum. Özetle şunları söyledi: “1932 senesinde Cumhuriyet Gazetesinin tertiplediği güzellik yarışmasını Keriman Hâlis kazanmıştı. Aynı yıl Belçika’nın Spa şehrinde 28 ülkenin katılmasıyla dünya güzellik yarışması düzenlenmişti. Keriman Hâlis bu yarışmaya Türkiye’yi temsilen katıldı. Günlerce Spa şehrinde kalan güzeller, çeşitli kimselerle görüştü ve konuştular. Yarışma gününde jürinin önünden kızlar birer birer geçip giyimleriyle, bakışlarıyla, tebessümleriyle puan toplamaya çalıştılar. Jüri salona geçip puan değerlendirmesi yapmak istedi. Başkan kürsüye geçerek şöyle konuştu: “Sayın jüri üyeleri, bugün Avrupa’nın, Hıristiyanlığın zaferini kutluyoruz. 1400 senedir dünya üzerinde hâkimiyetini sürdüren İslâmiyet artık bitmiştir. Onu Avrupa Hıristiyanları bitirmiştir. Elbette Amerika’nın ve Rusya’nın hakkını inkâr edemeyiz. Neticede bu, Hıristiyanlığın zaferidir. Müslüman kadınların temsilcisi, Türk güzeli Keriman, mayo ile aramızdadır. Bu kızı zaferimizin tacı kabul edeceğiz, onu kraliçe seçeceğiz. Ondan daha güzeli varmış, yokmuş bu önemli değil. Bu sene güzellik kraliçesi seçmiyoruz. Bu sene Hıristiyanlığın zaferini kutluyoruz. Avrupa’nın zaferini kutluyoruz. Bir zamanlar Fransa’da oynanan dansa müdahale eden Kanunî Sultan Süleyman’ın torunu işte mayo ve sütyen ile önümüzdedir. Kendini bizlere beğendirmek istemektedir. Biz de bize uyan bu kızı beğendik, Müslümanların geleceği böyle olması temennisiyle, Türk güzelini dünya güzeli olarak seçiyoruz. Fakat kadehlerimizi Avrupa’nın zaferi için kaldıracağız.” (Yalan Söyleyen Tarih Utansın- Mustafa Müftüoğlu 269 ‘170 ve Yeni Rehber ansiklopedisi- Tarihi ve Dini Gerçekler 357)

Günümüzde ilk açılan kişileri bulmayı, görmeyi ve mayo ile yarışmalara girdirerek ilki başarmayı çoktan geçtik. Açılanlar ve açılmayı medeniyet sananlarla sokakları doldurmuştuk.

Medeniyet ve uygarlık denen şeyin açılmayla değil; zekâ, dürüstlük, ahlak ve kültürle elde edileceğini unutmuştuk. İlim, bilim, teknoloji, üretim alanında gelişerek ve sağlık, eğitim ve ekonomik alanda insanımızın standartlarını yükselterek kazanılabileceğini unutmuştuk. Mayo ve bikiniyle ulu orta denize yakın yerlerde gezmeyi sıradan bir şey haline getirerek olacağını sanmıştık.

1940 lı yıllardan beri modernlik adına, çağdaşlık adına tek hedefimiz başı açık olmayanları, göğüsleri görünmeyenleri, eteği dizden uzun olanları sokağa çıkarmama hedefine doğru kararlı ve emin adımlarla giderken bunun tersini isteyen ve İslami yaşantıyı serbestleştireceğini düşündüğümüz iktidarları bir şekilde bertaraf ederek 2000 li yıllara girmiştik.

Bugün insanımızın hür iradesiyle seçtiği yaşam biçimini destekleyen bir iktidar iş başında ve başkalarının haklarına müdahale anlamına gelmeyecek her yaşam biçimine saygıyla ve hoşgörüyle yaklaşmaktadır. En azından benim gibi düşüneceksin, bizim gibi giyineceksin, benim gibi inanacaksın ve benim gibi yaşayacaksın diye baskı yapmıyor kimseye.

Hala halkımız özellikle bazı meslek ve iş yerlerinde, İslami yaşantısını rahatça yaşayamadığını görmekteyiz. Halkın büyük çoğunluğunu kastederek söyleyecek olursak; halk bu özgürlükler ve kişisel tercihler diye bakarak çözmüş olduğunu görmekteyiz. Lakin devlet olarak en azından açılmak isteyenlere sağlanan hoşgörüyü; örfünün, dinin veya kişisel tercihi gereği kapanmak isteyenlere sağlayabilmiş değiliz. Ama ileri ki yıllarda bunun olabileceğine dair umudumuzu sabırla besliyoruz.

Pazardan aldığımız meyve ve sebze gibi birçok gıda maddesini ambalajlı alıp satmayı zorunlu kılarken erkeklerin olmazsa olmazı, onları tamamlayan elmanın diğer yarısı kadınları ve kızlarımızın örtülerini açmaya çalışanları ve kendi eşlerine kızlarına ve yakınlarına yan gözle bakanların haddini bildirmeye kalkanların, başkalarının yakınlarına kolay ulaşmayı istemesini anlamakta zorlanıyorum.

Devletimiz yaşayacaksa dinimize, canımıza, neslimize, malımıza ve dilimize sahip çıkarak yaşayacak. Özgürlükleri kısıtlamadan, özgürlük adına başkalarının özgürlüklerine tecavüz etmeden yaşamayı ve yaşatmayı öğretmeyi öğrenmemiz dileklerimle…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.